Archeage Online 3. Kapalı Beta Başlıyor

Archeage Online için 3. beta testi 14 Ağustos 2014 tarihinden itibaren 4 gün süreyle yapılacak. Oyun yapımcıları yeni yapılacak bu kapalı beta etkinliğine Archeage Beta Event 3: Blood & Bounty ismini verdi. 14 Ağustos 2014 Perşembe günü başlayacak olan ve 4 gün sürecek olan kapalı beta etkinliği 18 Ağustos 2014 Pazartesi günü son bulacak.  Daha önceki iki kapalı beta testindede yayıncılık konusunda esnek davranan Trion Worlds bu beta etkinliğinde stream, ekran görüntüleri, videolar dahil olmak üzere her türlü yayın türü için onay verdi.

Beta davetiyeleri gönderilmeye başlandı

Trion Worlds, Archeage Online’ın 3. kapalı beta etkinliği için davetiyeleri 10 Ağustos 2014′ten itibaren göndermeye başladı. Merak etmeyin, eğer beta başvurusu yaptıysanız ve hala davetiyenizi almadıysanız, davetiye kazanma şansınız devam ediyor. Söylentilere göre Trion Worlds beta başvurusunda bulunan oyuncuların neredeyse hepsini 3. kapalı beta etkinliğine alacak.

Eğer hala bu beta etkinliğine başvurmadıysanız, hemen Trion Worlds resmi web sitesine giriş yaparak, beta durumunuzu güncelleyebilir ve ArcheAge Online 3. kapalı beta etkinliği Blood & Bounty için başvuruda bulunabilirsiniz.

Glyph

Trion Worlds bütün oyunlarını bir arada başlatmayı amaçlayan Glyph isimli bir launcher yayınlamıştı. Eğer kapalı betaya katılmak istiyorsanız bilgisayarınızda Glyph programının bulunması gerektiğini unutmayın. Glyph programını yükledikten sonra ArcheAge betayı indirerek, 14 Ağustos 2014′ten itibaren oyunu oynamaya başlayabilirsiniz.

Betaya katılacak kişilere MMORPG dolu bir haftasonu diliyor, oyunun gelişmesi açısından buldukları hataları Trion Worlds’e bildirmelerini tavsiye ediyoruz.

PES 2015 Kapağındaki Futbolcu Belli Oldu

Geçtiğimiz haftalarda FIFA 15 çok da büyük bir sürpriz yapmadankapağında yer alacak futbolcuyu açıklamıştı. Bu gelişme üzerine bir çok futbol oyunu sever merakla geçtiğimiz 1-2 senede oyun kalitesi olarak FIFA’nın çok gerisinde kaldığı düşünülen Konami’nin Pro Evolution Soccer serisinin yeni oyunu PES 2015′in kapağında bulunacak futbolcunun kim olacağını düşünmeye başladı. Tabii ki tahminlerin %90′ı uzun yıllardır Pro Evolution Soccer serisinin kapaklarını süsleyen Cristiano Ronaldo’dan yanaydı. Fakat bu sefer Konami, Pro Evolution Soccer 2015′in kapak fotoğrafı konusunda herkesi yanıltarak, son dönemde gerek Almanya ligi, gerekse de FIFA Dünya Kupası 2014′deki performansıyla göz dolduran bir diğer futbolcuyu seçti. Futbol oyunu camiasının bütün yükünü omuzlayan bu iki efsane oyun FIFA ve PES her sene sadece oyun olarak değil, bir çok diğer konuda da karşı karşıya geliyor.

PES 2015′n kapak fotoğrafında bulunan oyuncu, Brezilya’da gerçekleştirilen FIFA Dünya Kupası 2014′ün uzatma dakikalarında Almanya’ya kupayı getiren golü kaydeden genç oyuncu Mario Götze’den başkası değil. FIFA 15 oyununun kapak fotoğrafını da Lionel Messi kapınca, Cristiano Ronaldo bu sene bu iki efsane oyundan ikisininde kapak fotoğraflarında kendine yer bulamadı. Ne dersiniz, belki Cristiano Ronaldo da 2015 yılında Goley’e kapak olur?

İşte merakle beklenen PES 2015 kapak fotoğrafı!

PC Oyunu Arma II, Askeri Hava İhtilafına Karıştı!

Geçen gün Japonya’nın Iwakuni şehrine inen 12 MV-22 Osprey, inmesiyle birlikte birçok kişinin aklında hava taşıtının yeterince güvenli olmadığı, Osprey’in daha önce kalktığı hem Florida hem Morocco pistlerinde düştüğü geldi. Korku yaşatan Osprey, Amerika ordusunun ısrarına göre tüm güvenlik testlerini geçmiş ve Amerika’nın Okinawa’daki askeri karargâhına inmeyi planlıyordu.

Halkın aklı Osprey’de iken Japonya’da en çok okunan blog yazarlarından biri olan Kikko-san, Twitter hesabında Osprey’in daha önce düştüğü ve güvenli olmadığını göstermek için 95,000 takipçisinin önünde bir video paylaştı. Paylaşılan video bir Osprey’in düşüş videosuydu, doğru. Fakat PC oyunu Arma II‘deki bir Osprey’in düşüş videosuydu!

Hatlar karıştı! Özellikle Twitter’da. Kikko-san hemen videoyu gerçek düşüş videosuyla değiştirdi. Eğer Arma II’nin hedefleri arasında gerçekçi bir shooter yaratmak varmışsa, kesinlikle testi geçmiş gibi görünüyor. En azından Kikko-san için!

Yukarıda Kikko-san’ın yayınladığı ilk video, yani Arma II’deki düşüş sahnesini görüyorsunuz. Aşağıda ise esas video var. Kikko-san’a hak vermek lazım, izleyenlerin fark etmemesi çok normal. 

Ortaköy Vinç Kiralama-Kiralık Sepetli Vinç

photo

ORTAKÖY VİNÇ KİRALAMA

Eksen Vinç Çoğu il ve ilçede olduğu gibi Ortaköy kiralık vinç hizmeti verirken de, kesintisiz ve kaliteli hizmet anlayışımız ile çalışıyoruz. Müşterilerimize daha çok iş – daha maliyet sunma gayesi ile çalışırken sepetli vinç kiralama konusunda uzman ekibimiz ile tam 14 yıldır beğeni ile tercih edilmenin mutluluğunu yaşamaktayız.

ORTAKÖY KİRALIK SEPETLİ VİNÇ

Eksen Vinç’ten Sepetli Vinç hizmeti alan müşterilerimizin birçok amaçla vinç kiralama sebepleri bulunmaktadır. Bu sebeplerden bazıları, proje hizmetleri, ağır sanayi işleri, telekomünikasyon, reklam tabelası yerleştirme, bina dış cephe çalışmaları başta olmak üzere daha bir çok alanda kiralık vinç şirketi firması olarak, müşterilerimizin ihtiyaçlarını gidermekteyiz. Bu ihtiyaçları giderirken de hem ekonomik, hem pratik hem de güvenliği üst düzeyde olduğu bir hizmet anlayışı ile çalışıyoruz.

Nitelikli ve vasıflı elemanlarımız, yılların kendilerine verdiği tecrübe ile vinç kiralama işinde profesyonelce çalışmaktadırlar. Halen vermekte olduğumuz iş güvenliği ve iş sağlığı eğitimlerimiz ile personellerimizin kendilerini sürekli olarak değişen dünyada yenilemelerini sağlıyoruz. Bu da ne kadar yenilikçi bir firma olduğumuzun en büyük göstergesidir.

10475506_542700125839762_5764850563184981810_n

Spintires İncelemesi

Tıpkı tycoon oyunları gibi, simülasyonların da en büyük özelliği hiçbir zaman aklımızın ucundan bile geçiremeyeceğimiz işleri bize yaptırmaları oldu. Mesela, yeni bir örnek daha var elimizde: Spintires. Kaçımız engebeli Rusya köylerinde, eski bir kamyonla yük taşıyacağını hayal etmiştir ki? Hemen aklınıza SCS Software’in tır oyunları da gelmesin. Spintires, fizik motoru ve “off-road” özelliğiyle kendine özgü olmayı başarıyor çünkü.

Evet, dediğim gibi Spintires’ın en büyük farkı bize zor koşullar ve gerçekçilik (hatta bazen biraz fazla gerçekçi) sunuyor olması. Yani, Münih’te bir otobüs şoförü değilsiniz, Avrupa’nın güzel yollarında kamyon kullanmıyorsunuz. Rusya’nın tüm çamuru ve çakılının içinde, 1980′li, 90′lı yıllardan kalma eski bir kamyonu, arazi aracını veya askeri aracı kullanıyorsunuz. Yükümüz mü? Odun! Pek fazla bir şey beklemeyin yani, Spintires herhangi bir hikâye anlatma derdine sahip değil. Teknolojinin olmadığı, fazlasıyla sessiz şehir dışı bölgelerde getir götür işlerine bakıyoruz. Arkada bir altyapı veya ön bilgi olmaması açıkçası hoş değil ve sizi oyundan biraz uzaklaştırıyor. Ek olarak, oyun boyunca görevleri tamamladıkça yeni araçlar, bölgeler vesaire açıyor fakat tüm bunlar etkileyici olmaktan uzak.

Maalesef oyunun görevleri belli bir saatten sonra eğlenceli olmaktan çıkıyor ve ne oyun oynuyorum hissine, ne de gerçek bir iş yapıyorum hissine kapılamıyorsunuz. Yine de, “belli bir saatten sonra” kısmını unutmamak gerek çünkü Spintires, o zamana kadar gayet hoş vakit geçirtebiliyor. Oyunun diğerlerinden ayrıldığı en büyük nokta, sunduğu gerçekçilik. Başka kaç oyunda aracınız çamura batar, sonra da siz kurtarmaya çalışırsınız ki? Bu durum Spintires’da her an başınıza gelebiliyor ve zaten amacı da bundan fazlası değil. Hızlı ve yeni model arabalar, heyecanlı yarışlar veya sürüş keyfi beklemeyin. Spintires’da sizi bekleyen tek şey berbat yollar, eski bir araç ve bolca ter.Bugüne kadar adının başına veya sonuna “off-road” ekleyen veya oyuncuya öyle sunulan hiçbir oyun Spintires kadar o hissi verememişti açıkçası. Araç sürerken sizi gerçekten zorlandığınıza inandıran ve koşullarla mücadele etmeye mecbur bırakan oyunun fiziklerine de ayrı parantez açmak gerekiyor. Bir tepeyi aşmaya çalışırken motordan çıkan gürültü ve dumanlar, aracın zorlanması ve bölgelere göre performansın değişmesi fiziklerin kusursuz olduğunu hissettiriyor. Birkaç görsel hatayı saymazsak, oyunun görselleri de hiç fena durmuyor.

Spintires’ta oyuna başlarken casual ya da hardcore modlarından birini seçmemiz isteniyor. Açıkçası zaten casual’ın kendisi bile birçok oyuncu için yeterince zorken, hardcore’la başlamak pek akıl kârı olmayacaktır. Hardcore’da yakıt tüketimi artıyor ve haritada rotanız gözükmüyor. Bunlardan birini seçip oyuna başladığınızda ise ilk fark edeceğiniz şey eminim kameranın garipliği olacaktır. Değişik bir “omuz açısı” kullanılmış ve kamera, kamyon oyunundan çok, Resident Evil 4 hissi veriyor. Açıkçası, zaten araç sayısı da bu kadar kısıtlıyken rahatlıkla bir kokpit görüşü eklenebilirmiş. Spintires eminim o şekilde çok daha güzel olurdu.

Oyunun olayını az çok anlamışsınızdır eminim. Gerisi sizin ilginizi çekiyor mu, çekmiyor mu ona karar vermenize kalmış. Spintires, güzel bir gerçekçilik ve başarılı fizikler sunuyor fakat bundan fazlası değil. Yine de ileride gelecek yığınla güncelleme olduğunu düşünürsek, şans vermeye değer derim.


GRID Autosport İncelemesi

Codemasters’ın pazarlama ve oyunlarını daha fazla “cilalama” üzerine çalışmaması gerçekten üzücü çünkü firma devamlı olarak piyasadaki en kaliteli yarış oyunlarını üretiyor. Oynanabilirlik ve teknik özelliklere gelince, DiRT serisi, F1 serisi veya GRID serisi olsun, gayet rahatlıkla Forza veya Gran Turismo gibi dev rakipleriyle yarışabiliyorlar fakat birtakım konularda yaşanan eksiklerden dolayı, piyasada yeteri kadar pay sahibi de olamıyorlar. Geçtiğimiz yıl çıkan GRID 2′nin ardından da hızlı bir şekilde devam oyunu hazırlandı ve GRID Autosport piyasaya sürüldü. Bakalım Codemasters’ın yeni yapımında ne var, ne yok?

Öncelikle benim ilk dikkatimi çeken şey oyuna eklenen kokpit kamerası oldu. Bildiğiniz gibi ilk oyun GRID: Race Driver’ın kokpit kamerası muazzam derecede başarılıydı ama Codemasters işin kolayına kaçarak ikinci oyuna kokpit eklememişti. Autosport çıkmadan önce de uzun süre bunun propagandası yapıldı ve sevilen özelliğin geri döneceği belirtildi. İşin rengi ise aslında biraz farklı çünkü Autosport’ta yer alan kokpit kamerası fazlasıyla kötü olmuş. Ne olduğunu, hatta yan aynadan arkayı bile göremiyoruz çünkü arabanın camı hariç her yer blur efektiyle kaplanmış. Keşke Codemasters kullanıcıları kandırmak yerine daha ciddi hareket etseydi. 

Autosport’un kariyer modu eski oyunlara göre daha geniş bir yelpazeye sahip. Beş farklı yarış disiplini sunuluyor: Touring, Open Wheel, Endurance, Tuner ve Street. Ne olduklarını tahmin ettiğinizi düşünsem de yine kısaca açıklayayım. Touring’de yüksek sözleşmeli, gerçekçi ve takım odaklı yarışlar yer alıyor. Open Wheel ise oldukça hızlı ve F1 araçları odaklı bir tür. Endurance bana kalırsa en zahmetli yarışlara sahip çünkü karşımıza odaklanmamız gereken gece koşulları ve uzun yollar çıkıyor. Tuner daha çok geleneksel tarzda ve muscle car’ların yer aldığı klasik yarışlara, drift etkinliklerine sahip. Street’te ise tahmin edeceğiniz gibi dar şehir sokakları yer alıyor. Tüm bu yarışları oynayıp belli seviyeye eriştiğinizde ise Grid Championships açılıyor.

Farklı disiplinlerin yanı sıra, eskisi gibi ayarlarda da özelleştirmeler yapabiliyorsunuz. Hasar seviyesi, yapay zeka zorluğu, flashback sayısı, vites tipi, çekiş kontrolü, sürüş yardımcısı, kamera pozisyonu ve daha fazlası üzerinde gönlünüzce değişiklik yapabiliyorsunuz. Autosport’ta neredeyse seksen araba yer alıyor ve hepsi bahsettiğim beş farklı disipline göre sınıflandırılmış. Araçların tümü lisanslı ve Ford Mustang, Aston Martin One kullanmak epey keyifli. 22 de pist bulunuyor ve ABD’den Malezya’ya, farklı coğrafyalardalar. Autosport, tamamen yarışa odaklı bir oynanabilirliğe sahip ve bu konuda da oldukça başarılı. Yer yer simülasyon, yer yer arcade bir tat veren oyun görsel olarak ise her zamanki gibi üst seviyede. Buna rağmen müziklerin hiçbiri lisanslı değil ve yetersiz kalıyorlar. 

GRID Autosport dediğim gibi tamamiyle yarış odaklı bir oyun ve serinin sevenlerine hitap ediyor. Pistler biraz kısıtlı, menü tasarımları fazla basmakalıp ve çok da farklı bir şeyler sunmuyor ama mevzu “yarışmak” olunca, işte Autosport o konuda çok iyi.

Devamı: http://www.oyunsitesi.com/oyun_inceleme-GRID_Autosport_Incelemesi-881.html#ixzz3A6kRVMsS

Gods Will Be Watching İncelemesi

Kendine özgü, benzersiz ve estetik açıdan etkileyici bir oyun yapmak bugünlerde hiç kolay değil. Neredeyse her türe, her fikre el atıldı ve denendi çünkü. Bugüne kadar hep pixel art türünde oyunlarla karşımıza çıkan Deconstructeam de sevdasından vazgeçmiyor ve Gods Will Be Watching ile çok farklı bir hava yakalıyor.

Gods Will Be Watching, pek çok türden nitelikler taşıyor. Oynanış olarak point and click adventure gibi gözükse de, asıl teması hayatta kalma üzerine kurulu ve sıra tabanlı stratejilerden de izler bulunduruyor. Oyun bir kıyamet senaryosunda geçiyor ve zorlu şartlar altında bir grup insanı hayatta tutmaya çalışıyoruz. Bu noktada da bildiğimiz oyunların aksine reflekslerimizin değil, kafamızın çalışması gerekiyor. GWBW insan ilişkileri üzerine odaklanıyor ve bizden farklı durumlara göre farklı kararlar vermemizi istiyor. Fazlasıyla gerçekçi olduğu için de, kolay modda dahi en ufak hatanız ölüme sebep olabiliyor. Kısacası, epey zor!

Oyuncuyu devamlı tehlikeli ve gergin durumların içine sokan yapımda koşullar da aleyhimize işliyor. Değişik senaryolar arasından bir örnekle açıklayayım: henüz oyunun hemen başlarında bulunan bir sahne var. Burada bir gemiye zorla giriyoruz, rehineleri alıyoruz ve güvenlik ekibini uzak tutmamız gerekiyor. O sırada da takımımız bilgisayarı hack ederek, gerekli verileri çalmakla uğraşıyor. GWBW’in zorluğu da burada başlıyor işte. Durumu tamamen kontrol altında tutmak zorundasınız. Bir yandan güvenlik ekibini yaklaştırmamak zorundasınız. Bunun için elinizde farklı seçenekler var; rehineleri öldürmekle tehdit etmek, ateş etmek veya rehine takas etmek. Her durum farklı sonuçlara yol açıyor. Örneğin ateş ederek püskürtmeyi denediğinizde başarılı olsanız da, rehin tuttuğunuz insanlar endişelenebiliyor. Sonucunda da farklı tepkiler gösteriyorlar; size saldırmak, kaçmayı denemek gibi. Aynı şekilde fazla rahatlamaları da kaçmayı denemelerine sebep oluyor ve bu noktada da bağırmak, tekmelemek veya silahla yaralamak gibi seçenekleriniz oluyor.

Gods Will Be Watching’in tüm senaryoları yukarıda anlattığım temel şablonu takip ediyor. Etrafta daima baş etmeniz gereken sorunlar oluyor. Yönetmeniz gerekiyor, insanları etkilemeniz gerekiyor ve zor kararlar vermeniz gerekiyor. Görsel tasarımı ziyadesiyle kaliteli olan oyunun oynanabilirliği ise başta bahsettiğim zorluk problemi nedeniyle yer yer can sıkabiliyor. Bölümler çok zorluyor, defalarca kendini denettiriyor ve bu da bir yerde oynayanı sıkabiliyor. Bu yüzden de eminim ki GWBW’i oynamayı bırakan birçok kullanıcı olacaktır. Yine de yapımcı firmanın asıl hedef kitlesi belli olduğu için, bu durum çok da sorun teşkil etmiyor.

Gods Will Be Watching, herhangi bir seslendirmeye sahip olmayan, altyazılarla, basit seslerle ve eski usül grafiklerle ilerleyen değişik bir oyun. Negatif yönleri olsa da, pozitif olanlarla bunun üstünü çok iyi şekilde kapatıyor. Görkemli bir estetiğe, ilginç, taze ve karakteristik bir fikre sahip. En azından denemenizi tavsiye ederim.